vaaz tekniği

İÇİNDEKİLER

Fakat daha başlangıçta bir şeyi hatırlatmak istiyorum;

Sohbet ve Vaaz teknikleri konusunda bilgi vermem için arkadaşlar benden rica ettiler.

Fakat daha başlangıçta bir şeyi hatırlatmak istiyorum;

Her şeyden önce kaliteli müslüman olma hedeflenmeli.

Sohbet tarzınızın nasıl olacağını anlatmaya nasıl olmayacağını anlatarak başlayayım.

Ateistlerin karşısına çıkan din savunucusu veya tebliğcisi arkadaşlara acizane tavsiyeler.

Her asırda Peygamberlerle temsil edilen bir davada amatörce davranışlara ve davrananlara yer yok

İnsanlara inandığı değerleri anlatmayı hayat gayesi yapan arkadaşlar için olmazsa (iyi) olmaz niteliğinde bazı gerekli ön şartlar.

Sohbetlerde ayrıntı gibi duran, ama çok önemli olan bazı hususlar.

 

Fakat daha başlangıçta bir şeyi hatırlatmak istiyorum;

Ben, aşağıda inandığımız değerleri anlatmanın tekniğinden bahsedeceğim, teferruatlarına kadar ineceğim ve konuya çok önem vereceğim, ama şunu hemen belirtmeliyim. Sohbet bir bütünün parçası, onun önemi en az kendi kadar önemli değerlerle bir araya geldiğinde bir şey ifade eder.

Mesela bir camii düşünün oradaki görevli, çok güzel sohbet ediyor cemaat te dinliyor, heyecanlanıyor belki de coşuyor, sonra da dağılıp gidiyor. Böyle bir sohbetin faydası yok demek doğru olmaz ama var demenin ne kadar gerçekçi olduğunu tartışabiliriz.

Sohbet; insanların içindeki potansiyel enerjiyi, harekete geçiriyorsa, dinleyenler bir süreç içinde, bana düşen vazife nedir sorusunu soruyorsa ve bunun sonucu olarak sohbet birikiminden hasıl olan enerji, artık birşeyleri harekete geçirmiş ve devam ettiriyorsa ve yapılan her sohbet işe ivme kazandırma adına, işin motoru oluyorsa, o zaman o sohbet, sohbettir. Yoksa üzerinde bir kere daha düşünülmesi gereken pasif bir eylemdir.

İşte biz aşağıda böyle bir sohbeti konu alacağız. Yoksa bütünün içinde motor/parça olmayan, bütüne zemin hazırlamayı kendine gaye yapmayan bir sohbet için parmağımı tuşa götürmeye bile lüzum görmem.

Bir diğer hususta sohbet kelimesine, içeriği bilgi anlatımı veya paylaşımı olan her türlü manayı yüklediğinizde, oldukça geniş bir saha karşınıza çıkıyor. Böyle bir sahaya ait her konuyu bilmek ve ele almak takdir edersiniz mümkün olmayabilir. Bu nedenle biz oldukça farklı yönleri olan bu konunun belli başlı öne çıkan taraflarını ele alacağız gelecek sorular ortaya çıkacak boşlukları doldurmada rehberimiz olacak.

Her şeyden önce kaliteli müslüman olma hedeflenmeli.

Izdırap ve dert insanı olmalı, içteki heyacanı dışa taşıma arzusu ile yanıp tutuşmalı, insanlık sevgisi her tarafımızı alev alev sarmalı, Peygamber (s.)sünnetinde onun ruh ve kalp hali yakalanmalı. Böyle bir hali yakalamada Onun kalp ve ruh dünyasının fotoğrafına bakabilirsiniz.

Hz Muhammed’in s. iç dünyasının fotoğrafını şu ayette görebilirsiniz. "18-6. Bu yeni Kitab'a inanmazlarsa (ve bu yüzden helâk olurlarsa) arkalarından üzüntüyle neredeyse kendini harap edeceksin" Kendi iç dünyamızın fotoğrafını bunun yanına koyalım ve bakalım. Ne kadar benziyor. Eğer benzerlikten çok benzemeyen yanlar ağır basıyorsa, Kuran bu noktada bize şunları söylüyor, "61-2. Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? 3. Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır."

Aşağıdaki ifadelerimde genelde şöyle bir hitap tarzı kullanacağım "İnandığı değerleri insanlara anlatmayı düşünen gönül erleri muhabbet fedaileri," şöylesini de kullanmayacağım: Sohbet edecek kimseler, vaaz verecek kimseler, nasihat edecek kimseler, birine birşey anlatacak kimseler, irşat erleri, dava adamları"

Bunun nedeni ise zikrettiğim başlıkların, benim bu yazıyı ele alma sebebim olan hedef kitleyi daraltmasıdır. Bu husûsun bütün yazı boyunca dikkate alınmasında fayda var.

Şu türlü bir ifade "İnandığı değerleri insanlara anlatmayı düşünen gönül erleri ve muhabbet fedaileri" dini duyurma husûsunda bütün alanları kapsıyor.

İnandığı değerleri insanlara anlatmayı düşünen gönül erleri muhabbet fedaileri bu işi kurumsal bir havaya sokmamaya özen göstermeliler. Bu iş bir mesai anlayışında ele alınma-ma-lı. Bu işin erbabı gönül insanı, aşk ve heyecan insanı olmalı. Yaptığı işin kendinden önce yeryüzünün kaymağı diyebileceğimiz Peygamberler tarafından yapıldığını ve temsil edildiğini bilmeli. Yine bu işte yapılacak bir ihmalin veya yanlış/yetersiz temsilin o işi gölge düşürmek olduğunu düşünmeli ve titremeli.

Yaptığı işi ciddiye almalı, sohbetlerinde anlattığı meseleleri güzel takdim etmeli. Ölü, solgun, heyecansız bir vicdan ve çehreyle din anlatma dine yapılacak en büyük saygısızlıktır. Sohbet öncesi olabildiği kadar bütün hazırlıkları yapmalı, (bunların neler olduğuna aşağıda değinilecek) İnandığı değerleri bir altın tepsi içinde sunma gayreti noktasında, daha ne yapabilirim sorusunu hep kendine sormalı.

Daha değersiz şeylerden yola çıkıp değerli şeylere karşı heyecanını ayarlamalı. Mesela bu noktada Malını satmak isteyen pazarcının, vitrini olabildiği kadar çekici hale getiren mağaza sahibinin gayret ve ciddiyeti aşağı seviyeden bir ölçü olabilir.

Şu soruları açık yüreklilikle kendine sormalı,

Yaptığım sohbetlerde insanlar sohbet biran önce bitse de gitsek mi diyorlar, kendileri böyle demese bile hal dili ne söylüyor?

İlgiden fazla ilgisizlik mi hakim,

Gelen insanlar kendiliklerinden sohbetin cazibesiyle mi geliyorlar, yoksa hatır gönül ilişkileri daha belirleyici ve etkileyici mi?

Kendine bakan yönüyle sohbetlerin kendisi için bir angarya olup olmadığını düşünmeli.

Yaptığı işe, bir bahçıvanın gül yetiştirme ciddiyet ve hassasiyetinde veya bir heykeltraşın taşa çekil verme gayreti ve sabrı içinde yanaşıp yanaşmadığını kontrol etmeli.

Kendi gibi binlerce insan tarafından geleceğin toplumunun hamurunu yoğurduğunu bir an olsun aklından çıkarmamalı.

İhmalinin faturasının diğer ihmallerle birleşerek bozuk bir toplum manzarası meydana getirdiğini hiç unutmamalı.

Kendi imtihanını dikkate almalı, başkaların nasıl yaptığı veya yapmadığı veya yapmamak için bir çok bahaneler getirmesi, onun imtihanını aksatmamalı.

Kendi imtihan dekorunda başlıca şunların hakim desen olduğunu unutmamalı: "Allah var, ben onun kuluyum, Kuran rehberim, Peygamberde (s) önümde örnek/modelim, ahiret ise dâimi evim." bunun dışında dekora konu olan her şey ayrıntıdır. Ayrıntılara takılıp kalmamalı.

Sohbet tarzınızın nasıl olacağını anlatmaya nasıl olmayacağını anlatarak başlayayım.

İnandığı değerleri insanlara anlatmayı düşünen gönül erleri muhabbet fedaileri, kendileri için bir anlatım usûlü (tarz, metot, ilke ve prensipler) belirlemeleri gerekiyor. Bunların değişini ve değişmeyenleri tespit edilmeli.

Ben burada kendi yetiştiğim dönemlerden hatırladığım ve hala kulaklarımda çınlayan ve kendimce uygun olmayan bir anlatım usûlü izlediklerini düşündüğüm bazı zatlardan misal vereceğim. Bir tartışma ortamı doğmasın ve o zatlar ve sevenleri incinmesin diye isimlerini vermeyeceğim.

Bence sohbet tarzımız aşağıdakiler gibi olmamalı.

" Parklardaki banklara (oturak, üzerlerinde genelde banka reklamı oluyor) oturana selam veren kafir olur"

"Bre deyüzler, Bre edepsizler…"

“Niye bu gençler camiye gelmiyor, acaba onlarında kadınlar gibi hayız dönemleri mi var"

“Siğara içene selam verilmez.."

“ Otobüste kadının oturduğu yere, hemen ondan sonra oturan erkek, o kadınla zina yapmıştır"

Yukarıdaki ifadeler o zatların teyp bantlarından dinlediğim ve o yıllardan bu güne aklımda kalanlar. O zatlardan birisi vefat etti, diğeri ikisi hala yaşıyor. Birisi şu anda bir gazetede haftalık yazılar yazıyor, diğeri de bir parti bünyesinde faaliyet gösteriyor. Son zikrettiğim zatın vaazlarında camii dolup taşar hatta halkın galeyana gelmemesi için caminin etrafı tanklarla sarılırdı. Ama o şiddet, nefret ve öfke dolu vaazlardan hasıl olan kalabalığın binde bir bugün o zatın arkasında değil.

…evet usûlümüz bu olmamalı. Bu ifadelerin egemen olduğu anlatımlardan dine bir faydanın olacağını zannetmiyorum. “akıl mantık ve edep yönünden” eksik anlatımlar itici olur. Yukarıdaki misaller 15-20 yıl önceden hafızamda kalanlar.

Bugün itibarı ile de yanlış örnekler görülebiliyor.

Burada ismini daha önceki yazılarımda kullandığım için bir isim vermek istiyorum. Yaşar Nuri Öztürk, bu zat bilgisiyle çok taktir toplayabilecekken, bilgi pazarlamada kullandığı üslup ile tepkileri üzerine çekebiliyor. Sayın Öztürk’ün görüşleri ve üslubu tenkit konusu olabilirken, ona karşı kullanılan üslup daha çok tenkit edilecek halde.

Sayın Öztürk’e karşı tepkilerini öfke, şiddet ve nefret bazında ifade eden çok insan gördüm. O zatın fikirlerini tartışmak, önlerindeki halkı, düşünceye düşünceyle cevap vererek aydınlatmak yerine, o zatın sakalsızlığını, bıyıksızlığını, giydiği elbiseyi, taktığı kol düğmesini, gittiği locaları anlatarak güya o zata cevap veren çok insan gördüm.

Oysa ki, böyle bir tarzla ona cevap vermeyi seçmekle, kendi seviyelerini gösteriyorlardı. Yani onun bir tek kitabını baştan sona okumadıklarını, onun düşüncelerinin altını çizip, düşünce ile cevap verme gibi donanımlardan yoksun olduklarını ihsas ettiriyorlardı. Belki de gerçek seviyelerini gösteriyorlardı. Fikir yönüyle fakir oldukları için hep belden aşağı vurup puan toplamak istiyorlardı. Aslında bilmiyorlar ki, ehli ilmin nazarında komik duruma düşüyorlar.

"Ateistlerin karşısına çıkan din savunucusu veya tebliğcisi arkadaşlara acizane tavsiyeler."

İnandığı değerleri insanlara anlatmayı düşünen gönül erleri muhabbet fedaileri, böyle anlatım usulünden kaçınmalılar. Bu usulün bir başka ne negatif boyutunu da, tartışmalarda görüyorum.

Özellikle internetteki bazı formlar veya bazı tv programlarındaki açık oturumlar bu negatif örneklerin çokça görüldüğü ortamlar.

İslam adına yola çıkıp, müslüman olduğunu söyleyen insanların, kınadıkları tenkit ettikleri ve beğenmedikleri örneklerin seviyesine inmesi beni bir ara şunları yazmaya mecbur etmişti. O yazıyı aynen aşağıya alıyorum. Bunu bir çok tartışma formuna gönderdim.

"Ateistlerin veya İslam hakkında öne yargısı olan ve müslüman olduğunu söyleyen kimselerin karşısına çıkan din savunucusu veya tebliğcisi arkadaşlara tavsiyeler.

Lütfen dini asgari ölçülerde bilmiyor ve tanımıyorsanız onların karşısına çıkmayın.

Sizin yenilginiz onlar tarafından sizi yenmekten öte dini yenmek olarak algılanıyor ve öyle kullanılıyor ve kabul ediliyor.

İslami birikimlerini yetersizlik noktasından, yetme noktasına çıkaramayanlar, Karşı tarafça dinin yetmezliğine propaganda aracı olacaklardır. Onlardaki yetersizlik, İslam adına negatif yönde kullanılacaktır.

İslam’ı savunma veya temsil amacıyla yola çıkıp, onun muhaliflerine maskara olma, yetmezliklerinden dolayı İslam aleyhinde kullanılma bir müslümanın yaşarken düşeceği en acı durumdur.

Yeterlilik belgesi nasıl alacaksınız. Bunun en asgari seviyesi, Kuran ve Sünneti en az usul yönünden kavramak, dinin mantığını anlamak.

Ne demek dinin mantığını anlamak, mesela: domuz eti neden haram diye sorulan bir soruya, o hayvan kendi pisliğini yer, tıbben şöyle zararlıdır, insan tabiyatını değiştirir, o dişisini kıskanmaz gibi yaklaşımlar, dinin mantığını anlama-ma-dan kaynaklanan bir usul hatasıdır.

Bir başka örnek, konuları izahta hikmetten başlamak. Böyle bir başlangıç yanlıştır. Hikmet görecelidir, izafidir biri için varken biri için yoktur, her zaman her durumda olmayabilir. Böyle bir şeyi dini emirleri izahta 1. Derece kullanmak dini tanımamaktır. Hikmetler bir şeyin tercihinde esas olmaktan öte, esas olan tercihe teşvik için kullanılmalıdır. Esası "illetler" belirler.

Hikmet kullanılmalı, evet kabul, ama illetten sonra kullanılmalı, olayın ilahi mantık içinde izahından sonra, konuyu beşer mantığına izahta kullanılmalı, Kuran’ın yaklaşımı bu. Yanlış yaklaşımlar yanlış sonuçlar verir.

( Eğer bu konuda bilgi isterseniz, İslamda değişenlerin ve değişmeyenlerin belirlenmesinde illet veya taabbudi emirler konularını işlediğim bölüme bakabilirsiniz. Aktüel yorumlar 27 bölümlük yazı)

Mantığını matematiği anlamada kullanır gibi dini anlamada kullananlar, dini anlayamazlar ve anlatamazlar.

Şimdilik bu kadar. Belki biraz ukalalık oldu ama maskaraların çok olduğu bir yerde bu kadarcık kusura bakılmaz herhalde."

Evet bunları yazmıştım, öfkesini nefretini, kinini, gayzını "din" diye anlatanlara.

Bu konu beni çok üzüyor. Dine saldıranları görünce ne kadar üzülüyor ve kendimi seviyeli bir tepki gösterme ihtiyacı içinde görüyorsam, saldırılara, saldıranın kullandığı yöntemi kullanarak cevap verenleri de görünce, aynı tepkiyi verme ihtiyacını hissediyorum.

Geçenlerde Türkiye’de bir partiyle yakın ilişkileri olduğunu gizlemeyen bir gurubun açmış olduğu bir camiye gittim (Hollanda). Vaaz eden kişi şunları yüzlerce insana söylüyordu. " Demokrasi küfür düzenidir. İnsanların koyduğu kanunlarla, Allah’ın kulları yönetilemez… Laiklik dinsizliktir vs" Bunları dinlerken onların gönül ilişkisinde oldukları partinin Türkiye’deki temsilcileri aklıma geldi. Onların 28 şubat kararlarından sonra kullandıkları üslubu düşündüm ve üzüldüm.

Burada benim dikkat çekmek istediğim husus vaaz eden kişinin ne konuştuğu değil, burada asıl önemli olan bir usül hatası. İçinde bulunduğunu destek verdiğini gizlemediği bir organizenin içinde, bir orkestra uyumu yoktu. Farklı sesler, aynı konuda farklı yaklaşımlar, karşı tarafın onlara "samimiyetsizler", "içleri başka dışları başka deme" kapısını açıyordu. Tabi bunun sonucu olarak temsil ettiklerini söyleyip temsil edemedikleri değerler yara alıyordu.

İnsan ailesini, köyünü veya ülkesini temsil için gittiği yerlerde, temsil ettiği değerlerin ağırlığı ona şahsi sorumluluklarının ötesinde sorumluluklar yükler.

Dinin temsili yukarıdaki temsilciliklerden daha öte bir temsil hassasiyeti ister. Allah’ı tanımayanlara Allah’ı anlatıyorsunuz, Peygamber bilmeyenlere O böyledir, Kuran’dan habersizlere O hayatın her noktasını ab-ı hayatla besleyen bir damardır kaynaktır diyorsunuz.

Artık bu makamda siz, siz değilsiniz, siz artık temsil ettiğiniz değerlerin hamurunda yoğrulmuş ve şekillenmiş bir temsilcisiniz. Temsil ettiğiniz değerleri tanımayanların önünde tanıtmaya götüren bir rehbersiniz.

Lütfen bu ciddiyet ve hassasiyette olalım ve bir büyüğün şu sözünü hiç unutmayalım.

“Her asırda Peygamberlerle temsil edilen bir davada amatörce davranışlara ve davrananlara yer yok"

…Evet bir usül/tarz/yöntem belirlememiz gerekiyor. Böyle bir tarzı belirlerken Hz Muhammed’in (s) gül bahçesinde yeşermiş/yetişmiş yaşayan ve yaşamış şahsiyetlerden istifade edilebileceğini söylüyorum.

Bir isim ver derseniz, sıfatlarla ortaya çıkardığım örnekleri bir şahsın isim vererek kişiselleştirmeyi web sayfamın genel çizgisine uygun bulmuyorum. Ariflere bu kadar tarif yeter deyip geçiyorum.

İnsanlara inandığı değerleri anlatmayı hayat gayesi yapan arkadaşlar için olmazsa (iyi) olmaz niteliğinde bazı gerekli ön şartlar.

İnandığı değerleri insanlara anlatmayı düşünen gönül erleri ve muhabbet fedaileri için sohbet tabiyatlarının bir parçasıdır. Onlar, Allah’ı anlatmayı varlık gayelerinin en yüce değeri sayarlar.

Sohbet için ön hazırlıkta bilgiden tutun giysiye kadar ben her şeyi önemli görüyorum. Kendimin de yaşadığı ortamı bir çok arkadaşımız yaşıyordur. Çoklarımızın işi sadece bir yerde sohbet değil. Sohbetler bir çok işimizden bir tanesi olabiliyor. Bu nedenle heran bir sohbet halet-i ruhiyesini yakalayamayabiliriz.

Bu durumları dikkate alarak sohbete hazırlanmayı sohbet öncesi yakın bir zamana bırakmamak lazım. Zaten günlük mu’tad okuduğumuz kitaplar ve dinlediğimiz kasetler vardır. Ayrıca düzenli yapılan evrad-ı ezkarlar ve kılınan başta teheccüt namazı ve nafile namazlarda gerekli manevi konsantrasyonu insana verir. Bunlardan sohbetler için gerekli ön bilgi birikimi ve manevi atmosfer sağlanabilir. Böyle bir birikimi olmayan, sohbet saati gelip çatmış ve kitap karıştıran arkadaş, yanlış yapar. Kendi sönüklüğünden, temsil ettiği değerlerin sönük görünebileceği endişesinden tirtir titremesi gerekir.

Şunu ifade etmek istiyorum burada sohbet kelimesini kullanırken, her türlü anlatımı (vaaz, konferans, sohbet vs) bu kelime içinde ele aldığımı ifade etmeliyim. İki kişiye bir şey anlatma ile yüz kişiye vaaz etme arasında bence bazı ufak tefek farklar olsa bile ihlas ve samimiyet yönüyle bir fark olmasa gerektiğine inanıyorum.

Ayrıca sohbet eden arkadaşlarımız, her an kendilerini yenilemeye açık olmalı ve kendilerini geliştirmelidir. "Zaman Kuran’ın en güzel müfessiridir" gerçeğinden yola çıkarak, günümüz dünyasında bilim ve teknolojinin gelişmelerini kainat kitabını okuma ve tefsir etmede kullanmaları Onlara ve temsil ettikleri değerlere cazibe ve zenginlik kazandıracaktır.

Öyle bir müfessirin gözlüğü ile Kuran’a nazar edenler günümüz pratiklerine bakan tespitleri Kurandan çıkarabilirler. Bunu kendi yapamıyorsa yapan kaynaklara yönelmelidir. (sorulması halinde kaynaklara ulaşma konusunda bilgi verebilirim).

Böyle bir tarzın izlenmesi, benzer şeyleri çok duymakla, aynı şeyleri dinliyorum ön yargısındaki insanları sohbetlere katılma yönünde motive edecektir.

Temel kaynaklara vakıf olmak, sohbet yapan kişiye güven verir. Arkadaşlarıma önemle tavsiye ediyorum, bir hedef çerçevesinde Kuran ve Hadis kültürüne sahip olsalar.

Böyle bir kültüre sahip olmak, sohbetlerin bereketi ve verimliliği için çok önemlidir. Konuşulan konulara, sorulan sorulara karşı Kuran’ın ve hadislerin genel yaklaşımı bilinse çok iyi olur.

Böyle bir şeyin hasıl olması için arapça bilenler sık Kuran okuyarak bilmeyenlerde okudukları yerin meallerini okuyarak böyle birikimi hasıl edebilirler. Bu şekilde bir okuma ile her gün bir cüz okunsa, yılda oniki defa Kuran anlayarak hatim edilmiş olur. Hadislerde (Kütüb-ü Sitteden) düzenli bir okuma ile yılda bir iki defa bitirilse "naslar" hakkında bir bilgi birikimi kendiliğinden hasıl olur.

Böyle bir birikim, sohbet konularına hakim olmayı, olaylara bakışta düşünce disiplinini beraberinde getirir. Muhatabın üzerinde meydana gelecek pozitif etkiler böyle bir çalışmanın faydalı bir diğer boyutudur.

Böyle bir çalışmanın zaman alacağı muhakkak, ama yapılmaması, sohbet yapan insanın böyle bir donanımdan uzak kalması bana göre büyük bir eksiklik. Öyle ise zamana yaymalı, düzenli bir çalışmayla böyle bir hedefe ulaşmalı.

 

Başka bir ön şart; takva ama sıradan kuru ve katı bir takva değil, içi mantıkla doldurulmuş, sevgi ile bezenmiş, saygı ile şekillenmiş, abdi, sahib-i abde aşkla, halvetle kilitlemiş bir takva.

Allah’la ilişkileri aşk-ı hakiki mertebesine çıkarmalı. Bunun bir adıda halvet, bir aşağıdakikler için daha anlaşılır ve yaşanır adı ile takva.

Takvanın lügat manası şu: Korkma, sakınma, Allah korkusuyla günahtan kaçınmakta, Allah'ın emir ve yasaklarına uymakta titizlik gösterme. Allah'ın himâyesine girmek, emrini tutup azabından korunma anlamında Kur'anî bir terim. Bu şekilde titiz davranan insana, "muttaki" denir (Rağıb el-İsfahânî, el-Müfredât fi Caribi'l-Kur'an, Mısır, 1961, s. 530).

Ben bu tanımlamayı kısmen kabul ederek bazı değişiklikler yapmak istiyorum.

Korkuda bir itici bir de çekici yön vardır. Bu, korkuya konu olan "şey"e göre değişir. Mesela hırsızdan korkmak, yıldırımdan korkmak, dayaktan korkmak, belki bazı ülkelerde olduğu gibi polisten ve devletten korkmak, korkulan şeyden insanı itici ve uzaklaştırıcı bir korkudur.

Ama bir de anneden korkmak, bir yönüyle babadan korkmak, sevgiliyi kırmaktan, hayat arkadaşını incitmekten korkmak onlara karşı saygısızlık ve nankörlük yapmaktan korkmak vardır. Bu tür bir korku korkulan şeye insanı iten/çeken bir korkudur.

Benim şuana kadar çok vaaz ve sohbetlerde gözlemlediğim hatta bir ara yaşadığım korku türü Allah’tan kişiyi iten bir korku tipiydi. Böyle bir korkuda, korkuya konu olan şeyi unutmak insanı daha da rahatlatıyordu.

Yaptığı şeylerden dolayı kuluna akla hayale gelebilecek her türlü işkenceyi yapacak ve cezayı verecek bir Allah tanımlaması, unuttuğunda insana rahatlık verebilecek ve belki de bir ohhh. dedirtecek tanımlamaydı. Ben şahsen böyle bir ohhhh diyeni duymadım ama unutanı ve o türlü konuları aklına getirmemekle rahat edenleri ve hatta ettiğini söyleyenleri çok gördüm ve hala da görmekteyim.

Allah korkusu kişiyi sevilene çeken bir korkudur ve öyle olmalı öyle tanımlanmalıdır. Sevdiklerimizi sevdiren bütün özellikler nihayetsiz yönleri ile Allah’ta vardır, öyle ise Allah korkusu onu layıkıyle sevememe ve sayamama korkusu olmalıdır.

Kişi annesini üzmekten ve kırmaktan korkar. Böyle bir korku, korkulana doğru kişiyi iter, çeker ve hatta cezb eder.

Allah’ın verdiği nimetler diliyle bütün bir kainatı koro yapması ve adeta seni seviyorum demesine karşılık, layıkıyla o sevgiyi yerine getirememekten korkmak öyle tatlı ve hoş bir korkudur ki, insanı korkulana bağlar. Ve burada durup Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin dediği gibi diyeyim.  "Evet ârif-i billah, (Allah’ı tanıyan) aczden, mehafetullahtan (Allah korkusundan) telezzüz (manevi lezzet) eder. Evet havfta (Korkuda) lezzet vardır. Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse: "En leziz ve en tatlı haletin nedir?" Belki diyecek: "Aczimi, za'fımı anlayıp, vâlidemin (anne) tatlı tokatından korkarak yine vâlidemin şefkatli sinesine sığındığım halettir." Halbuki bütün vâlidelerin şefkatleri, ancak bir lem'a-i tecelli-i rahmettir. (sevgisine ait denizden bir damladır) Onun içindir ki: Kâmil insanlar, aczde ve havfullahta öyle bir lezzet bulmuşlar ki; kendi havl ve kuvvetlerinden şiddetle teberri (uzaklaşıp, vazgeçip) edip, Allah'a acz ile sığınmışlar. Aczi ve havfı, kendilerine şefaatçı yapmışlar (7. söz) "

Allah ile ilişkilerin bu hale gelmesi insana çok hoş bir duygu veriyor. Nimetlerin büyüklüğü ve devamlılığı böyle bir aşk ve sevginin körüğü oluyor. Evim gibi gördüğüm dünyanın her gün istifademe sunulması, evimin lambası olan Güneşin her sabah başımı okşayarak doğması, baharda ve yazda güzel nimetlerin soframa konması, ormanların ve dağların evimin kiliması olması, güzün ve kışın ayrı bir dekorla evimin bir köşesinde yer alması ne hoş! Daha hoşununda söyleyeyim mi? Onu da Kuran söylesin: "3-15. (Resûlüm!) De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takvâ sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah'ın hoşnutluğu vardır. Allah kullarını çok iyi görür.16. (Bu nimetler) "Ey Rabbimiz! İman ettik; bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru!" diyen; 17. Sabreden, dürüst olan, huzurda boyun büken, hayra harcayan ve seher vaktinde Allah'tan bağış dileyenler (içindir).

Sohbet yapacak kişilerin bu keyfiyeti yakalamaları sohbetlerine güzellik ve bereket olarak yansıyacaktır. Keyfiyetteki eksiklikte sohbetlerde güzellik ve bereket eksikliği olarak kendini gösterebilir.

Sohbet öncesi ön şartlar içinde fedakarlık, ihlas ve dua gibi konuları da ele alabilirdik. Fakat biz burada bütün bu konuları besleyen, canlı tutan ve bu hususlarda istikamet üzere olunmasını sağlayan takvayı öne çıkarıp onun üzerinde durduk.

İnandığı değerleri insanlara anlatmayı düşünen gönül erleri ve muhabbet fedaileri bir usül belirleyip ön hazırlıkları yerine getirdikten sonra aşağıda ele aldığım ve ayrıntı sayılabilecek hususlara dikkat etmelerinin faydalı olacağı kanatindeyim. Ayrıntıyı ayrıntı olarak görüp ihmal etmemek lazım. Onların birlikteliği bir çok "esas”a temel teşkil ediyor. Üstadın Emirdağ Lahikasındaki ifadesiyle söylecek olursak "Malûmdur ki, zaîf ve ince ipler (ayrıntılar) içtima ettikçe kuvvetleşir, kopmaz bir halat olur."

Sohbetlerde ayrıntı gibi duran, ama çok önemli olan bazı hususlar.

Başkasını eleştirerek gurubunu/yaptıklarını/hizmetlerini anlatmak hizmet değildir. Kendi güzelliğimizi başkasının kötülüğü üzerine bina etmemeliyiz. Birileri bizim hakkımızda bir şeyler dediğinde, "onlarda şöyle" diyerek cevap vermek, yanlıştır. Bunun manası şu olur, "onlar daha kötü demek, bizim az kötü olduğumuzun da bir şekilde resmi ilanıdır.” Bu şekilde sonuçları itibarı ile çok yanlış olan davranışlara girmemeli. Kendi güzelliklerimizi anlatmalı, mevcudu daha güzel yapmalı. Elimizde güneş varken başkasının mum ile kıyas yapmamalı. Mumla güneşin kıyasını dışarıdakilere bırakmalı. Biz güneşimizin solmamasına çalışmalıyız.

***

Çok bilmişlik havasına girmemeli, "ben" kelimesini zaruret olmadıkça kullanmamalı. Mütevazi görünme-me-li, olmalı. Zaten olma, görünme sonucu verir. Fakat olmadan görünmenin sonucu muhtemelen riyakarlıktır.

***

Bizlerin niyetleri halis olabilir ama sohbetlerde, şahısları çok öne çıkarmamak lazım. Eğer çıkması gerekiyorsa, Hz Muhammed (s) güneşinin yanında ışığını Ondan alan kandiller demeli, onlardan öyle bahsetmeli. Bu onlara saygısızlık değildir. Bu onlara, onlarında kabul ettikleri layık oldukları yeri vermekdir. Bencede bu bir büyüğe verilecek en büyük payedir…. Böylece yanlış anlaşılmamıza ve anlatılmamıza açılan yollar tıkansın.

***

Bütün konuşmalarımızı, birileri duysa rahatsız olmayacak tarza göre ayarlamalı. Geçenlerde "birisi" bir sohbette "malum birisi" için demediğini bırakmadı. Sonra bu kasetler milyonlara yayınlatılınca, bütün sözlerini geri aldı, anlamsız teviller yaptı ve malum zatı sevdiğini ve övdüğünü ifade etti. Hiç bir müslümanın, bir müslümana, sahtekar, yalancı, takiyye yapıyor, korkak dedirtmeye hakkı yok. Ya her yerde, her mekanda arkasında olduğun sözler söyleyeceksin, ya susacaksın.

***

Konu takibi olmalı, daldan dala konmamalı, hele sohbet öncesi hazırsızlığın nişanesi olan, kitap içinde konu arama, neyi okusam diye tefeül yapma, sonra okuduğu şeyin gündemden uzaklığını yaptığı uzun tevillerle kapatmaya çalışma komikliğine düşmemeli.

***

Her sohbette kendini yenilemeli, yemek ne kadarda güzel olsa, aynı yemeğin tekrarı o yemeği sıradan yemek, sonra da bıktıran yemek yapar.

***

Dua ibadet kulluk üçgeninde yerimizi almalı, bunların hakkını verme gayreti bizlere hayat verecektir.

***

Eğer sohbet yapan kimse kendini yetersiz hissediyorsa önceden tek başına karşısında cemaat varmışcasını provalar yapabilir.

***

Parmağında altın yüzük evinde ve tişörtünde resim, kulağında küpe, ağzında içki kokusu olan insanlara dikkat etmeli, bunlar ve bunlara benzer özelliklere haiz olarak sohbete gelen kimselerin bir daha ki geliş yollarını tıkamama adına, iman eksikliği gibi büyük bir eksiklik yanında, küpe takmayı ve diğerlerini problem yapmamalı. Zaten bütün problemlerin kaynağı da iman eksikliği değil mi? Bu kadar yakına gelmiş insanın problemlerinin direkt kendisinden başlamak yerine onlara neden olan boşlukları doldurmalı.

***

12-13 yaşındaki çocukları yetişkinlerin sohbetlerine almamalı/getirmemeli, bunların bulunmamaları bulunmalarından daha faydalıdır. Neden derseniz, genelde dini konular fizik ötesi meseleler. Oysa çocuktaki alıcılar genellikle fiziki sahadaki şeyleri görür ve anlar. Hisleri gelişmediği için soyut alemin meselelerine yeterli duyarlılıkta olmayabilirler. Bu durumda istese de dikkatli dinleyemez, hatta dikkat dağıtan hareketleri ile dikkatli dinlemeye çalışanların dikkatini dağıtabilir.

***

Basit şeylerin düşkünü görüntüsü verilmemeli. Bu ne demek? Mesela sohbeti yapan kişi, sohbetteki boşluklarda milletin güncel konuşmalarına çok sık misafir olan futbol, film, borsa gibi sahalarda bazı detaylar bilinse bile sessiz kalınmasında fayda var. Bu konuda ki malumat furuşluk dinleyenlerde sü-i zanlara yolaçabilir.

***

Bazı tartışma ortamlarından kaçınmalı. Mesela tartışma karşılıklı bir inatlaşmaya dönüşmüşse ondan barikây-ı hakikatin çıkması zordur. Ama "insaf" zeminde yapılıyorsa, kendi doğrusunu kabul ettirmekten çok, doğruyu arama bulma zemininde oluyorsa bu makbuldür.

***

Sohbetlerde temayüllerin sürekli dikkate alınması gerekir. Ne demek Temayül? Halkın geçmişten süre gelen bilenenler doğrultusunda bilgi sahibi olmaları. Başka bir tanımlama ile bu günü almada sürekli geçmişe meylederek onu bir bilgi bankası olarak kullanmakta denebilir. Böyle bir bilgi bankasında bütün zamanları bağlayan doğrular olabileceği gibi, doğruluğu geçmişteki sosyal zemine, çevreye ve şartlara bağlı olan, ama bir sonraki devirde, geçmişten farklı bir sosyal zeminde, başka şartlar içinde ve durumlarda farklı tanımlanabilecek konular olabilir.

Böyle konuları sohbette ele alırken, geçmişte bilinen şeklini dikkate almalı. Anlattığımızda geçmişten büyüklerin ismi verilerek karşımıza onların görüşleri getirilecekse, sohbetlerde bu duruma kesinlikle düşmemeli. Kenarından bile geçmemeli.

Bu türlü konular bizim asıllarımız yanında teferruattır. Teferruatlarla insanların geliş yollarını tıkamamalı, sohbetin havasını bulandırmamalı, dinde yenilik veya reform yapıyorlar dedirtmemeli.

***

Sohbette anlatılanlar hayatın pratiğine uygun olmalı, teklif-i malayutak olmamalı

***

Sohbetin başından sonuna insiyatifi elinde bulundurma

***

Soru sorma imkanını sohbetin son bölümünde dinleyicilere vermeli.

***

İlgiyi arttırmak için pozitif yönlü yeniliklere açık olmalı, Soyut, şeyleri somut aleme şemalarla anlatma gibi.

***

Sohbette homejenliği sağlama, mümkün olduğu kadar aynı yaş ve meslek gurubundan insanı bir araya getirmeli.

***

Sohbetlerde ilgi yönüyle bir adım öne çıkanları İhtisas derslerine almalı. Yani bir ekince bir verenle, bir ekipte on alınana aynı işlemi yapmak mantıksız olur.

***

Sohbetler kesinlikle partiler ve cemaatler üstü kalma. Müslüman kimliği öne çıkarma çok önemlidir. Her hangi bir partinin propagandasını yapma veya her hangi bir cemaate adam kazandırma niyetlerinin çok koyu öne çıktığı yerlerden insanlar ürküyor, önyargılar besleniyor, düz yargıya giden yollar tıkanıyor.

***

İnsanlar önce iyi bir müslüman olmalı, sonra bir baltaya sap olmaya kendileri isterlerse olabilirler. Önce kaliteli bir müslümanlık.

***

İlk sohbette her şeyi anlatma yanlışına gitmemeli, anlatılacak bilgiler zamana serpilmeli, her şey mevsiminde verilmeli. Mevsimsiz verme hamili olduğumuz değerlere en büyük saygısızlık olarak görülmeli.

***

Sohbetlere yeni gelecek kimseler hakkında mümkünse önceden bilgi almalı, böyle bir bilgi eksikliğinden kaynaklanan pot kırmaların bazen tamiri kabil olmuyor.

***

Sohbet öncesi gurubun nabzını yoklamalı, gündemdeki hadiseler zihinleri meşgul ediyorsa, sohbetin bütünlüğe zarar vermeyecek şekilde, Bize ait değerler ışığında gündemin yorumu yapılabilir. Tabii partiler üstü kalarak, herkese eşit mesafede durarak.

***

Yeni gelen insanlara bazı şeyleri anlatırken önceden devamlı gelenleri bıktırmama çok önemli.

***

Sohbete sürekli gelen ve işi bilen kimselere sessizlik anlarını verimli yapma adına soru sormalarını önceden teşvik etmeli.

***

Sohbetlerde başka hoca veya o vasfın ifa ettiği işi yapabilecek kimseler varsa onlara konuşma imkanı verme, bunu kabul etmiyorlarsa, referans gösterme veya atıfta bulunma “bunu konuda hocamızda bilir…vs”

***

Bazı arkadaşlar vardır; okuduklarını anlatır, bazıları düşündüklerini bazıları da gördüklerini.

Aksiyonun öne çıktığı hizmet guruplarında, pratik örnekler daha çok müşevvik olmakta, bu nedenle de sohbetlerde kolay anlaşılabilir, aşk ve şevk veren yaşanmış olaylar öne çıkabilir.

Bunların gerekli olduğu tartışılmaz, ama ne kadar, ne oranda olması gerektiği bence tartışma konusu.

Sohbette yatırımını buna yapan anlatma konumundaki arkadaşla, sohbette beklentisi bu olan, dinleme konumundaki arkadaşlar, beslenmede balı ve baklavayı ön çıkaran insanlardan pek farklı olmayacaklar.

Bunların beslendiği doğrudur, ama yanlış ve yetersiz beslendikleri de bir vakadır. İleride çeşitli hastalıklar baş gösterebilir. Şu anda etrafımda bir hayli böyle hasta var.

***

Ben biliyorum havasındaki insanların, yeri geldikçe havalarını almak gerekir. (Bunun nasıl olacağı sorulursa, özel olarak bilgilendirebilirim.)

***

Yorum Yaz